|
GİRİT ADASI TURLARI

Girit hakkında :

Girit, büyük
çoğunluğu dağlarla kaplı olan bir adadır ve
pek çok doğal limana sahiptir. Girit’te,
tektonik hareketlenmeler sonucu meydana
gelen depremler nedeniyle, yükselen yer
bölümleri ve deniz altına gömülen kıyı
kesimlerinin varlığına ilişkin pek çok kanıt
bulunmaktadır.
TOPLUM VE KÜLTÜR:
Giritliler, deniş aşırı ülkelerle alım-satım
işlemleri yapan, işlerinde ileri
tüccarlardı. Giritlilerin kültürleri,
MÖ.1700 lerden başlayarak yüksek derecede
bir ilerleme göstermektedir. Birçok tarihçi
ve arkeolog, adalıların bu dönemde, tunç
çağının en önemli varlıklarından kalayın
ticaretini yaptığına inanmaktadırlar. Büyük
olasılıkla Kıbrıs’tan getirilen bakır, kalay
ile karıştırılır ve tunç elde edilirdi.
Giriş uygarlığının ve buna bağlı olarak
bakırdan yapılma gereçlerin kullanımın
düşüşe geçişi ile demirin kullanımın
yaygınlaşması arasında bir ilişki olduğu
sanılmaktadır.
Girit ticareti safran alım-satımında da
ileriydi. Ege kıyılarında bolca bulunan
safran, ile ilgili olarak Santorini’de
bulunan safran toplayıcıları freski, dünyaca
üne sahiptir. Bunun yanında arkeolojik
araştırmaları Giritlilerin bu dönemde
seramik, bakır ve çok daha lüks mallar olan
altın ve gümüş ticareti de yaptıklarını
belirtmektedirler.
SANAT:
Minos sanatına ilişkin çok büyük bir
koleksiyon, Girit’in kuzey kıyılarında
Knossos yakınlarındaki Kandiye kentindeki
müzede bulunuyor. Minos sanatı, tüm
öğeleriyle özellikle de seramik
yapımlarındaki gelişim evreleriyle konu
üzerinde araştırma yapan arkeologların Minos
tarih ve kültürünü dönemlere ayırmasına
yardımcı olur.
SARAYLAR:
Giritliler ilk saraylarını Malyada erken
Minos dönemininin sonlarına doğru, MÖ.3000
önce inşa ettiler. Önceki araştırmalar,
Girit’te saray yapımlarının yeryüzünde de
ortaya çıkan ilk saraylarla eş zamanlı
olarak türemeye başladığını öne sürüyordu.
MÖ.2000 li yıllara dönemine
tarihlendiriliyordu. Ancak araştırmacılar,
bugün sarayların çok daha öncelere, adanın
pek çok farklı yerinde inşa edildiğini
savunmaktadırlar. Sarayların en çok
görüldüğü yerler, ayrıca yerel gelişmenin de
en çok olduğu yerlerdi. Bunlar, Knassos,
Malya ve Festos’tu.
Yapılan sarayların pek çok görevleri vardı.
Her şeyden önce kentlerin yönetim merkezleri
durumundaydılar. Bunun yanı sıra,
tapınaklarda yalnızca saray binaları içinde
yer alırdı. İşyerleri ve depolama alanları
da saraylar içinde olurdu. Yapılan ilk
saraylar, yalnızca bir katlı olurlardı ve
gösterişli bir ön cepheleri olmazdı.
Ortalarında bir avlu bulunan “U” biçimli bir
yapıda olurlardı. Ve kendilerinden sonra
yapılanlardan daha küçüklerdi. Daha sonraki
çağlarda yapılan saraylarda çok katlılık ön
plana çıkmaya başladı. Sarayların batı
duvarlarında kesme taş ile ince işlenmiş
desenler bulunurdu. Bunun ilk bilinen
örneği; Knossos saraylarıdır.
MÜBADELE:
Evet, bir gemimiz (İsmi Giresun) : 1924
yılında, 300 yıllık topraklarından koparılan
binlerce Giritli’yi, İzmir’e getirdi.
Mübadele gemisiydi bu. 30 Ocak 1923 günü,
Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan ön
anlaşmayla: 2 milyon insan yurtlarından
oldu. Anadolu’da yaşayan 1 milyon Ortodoks
ile Atina ve Ege adalarında yaşayan,
yaklaşık 800 bin Müslüman, yaşadıkları
topraklardan koparıldılar. Girit’in:
Kandiya, Resmo ve Hanya kentlerinde yaşayan,
onbinlerce Türk, 300 yılı aşkın süredir
bulundukları topraklardan sökülüp Anadolu’ya
getirildi. Onları: İzmir, Ayvalık, Bodrum ve
İskenderun limanlarına çıkaran Giresun
gemisi: 106 metre boyunda idi ve 1910
yılında satın alınmıştı.
TURİZM:
Girit, Yunanistan’ın en popüler turizm
bölgelerinden biridir. Yunanistan’a turistik
girişlerin, %15 i: Kandiye Heraklion
havaalanından veya limanından yapılır. Bu
şehre inen charter uçaklarının sayısı,
Yunanistan’a inen toplam charter uçaklarının
beşte birine eşittir. 2004 yılı içinde,
toplam iki milyon turist, Girit’i ziyaret
etmiştir. Girit’te, turizm, Yunanistan
genelenden daha hızlı gelişmektedir. Lüks
otellerden, aile pansiyonlarına kadar, her
çeşit turistik tercihe hitap edecek altyapı
mevcuttur.
NE YENİR- NE İÇİLİR :
Mutfak konusunda: bize epeyce benziyorlar.
Menülerinde, Yunan spesiyali diye geçen
yemekler: güveç, dolma, şiş kebap,
kabak-patlıcan kızartması, cacık, çeşit
çeşit mezeler. Burada: bu yemekler bizim mi,
yoksa onların mı tartışmasına girmek
istemiyorum.Tek gerçek: Girit’te aç
kalmasınız, çünkü yemeklerin çoğu tanıdık.
Üstelik porsiyonlarda, oldukça doyurucu.
Girit’te özellikle yenebilecek yemeklerin
başında: “gyros” ve “souvlaki” gelmektedir.
Gyros: bu bizlere pek yabancı değil, bizim
döner. Bu yüzden ayrıntılı anlatmak
istemiyorum.
Souvlaki ise: evet, o da yabancı değil, şiş
kebap. Bunlar, bizlere yabancı değil, ama
yabancılara yabancı ve bir güzel kendi
kültürleri gibi satıyorlar maalesef.
Kleftaki diye bilinen bir yemekleri, bizdeki
kağıt kebabına benziyor. Aliminyum folyoya
sarılı bir biçimde sunuyorlar.
Ayrıca: kabak çiçeği dolması yemeden sakın
geçmeyin.
Ayrıca: etli olarak da farklı usullerle
pişirilen “Maghrata” yemeği (Ege bölgesinde
arapsaçı olarak da bilinir) anasonlu tadıyla
Girit mutfağının en meşhur
lezzetlerindendir.
Bir çoğumuzun adını duyunca irkildiğimiz
salyangoz’un yemeği, bu adada çok meşhur.
Eğer denemeleri seviyorsanız, yemenizi
tavsiye ederim. Hiç te kötü değil.
Bunun yanında: Giritliler “otcu” olmalarıyla
tanınırlar. Her çeşit otu yemeleriyle ön
plana çıkıyorlar.
Bu özelliklerini en iyi anlatan bir deyim:
“bahçene Giritli gireceğine, inek girsin”
Bildiğiniz midyenin üzerine limon sıkıp, çiğ
çiğ yemek alışkanlıkları da vardır. Girit
mutfağında zeytinyağı demek her şey demek.
Onların bir yıllık zeytinyağı tüketimi, kişi
başına 30 litre iken, bu oran ülkemizde
maalesef yalnızca 1 litredir. Aynı zamanda:
Girit insanında, asla kalp rahatsızlıkları
görülmez, ciltleri parlak ve buruşuksuzdur.
Bunlar: elbette zeytinyağının mucizeleri.
Gerçek bir sağlık iksiri. Zaten: her
gittiğiniz restoranda olmasa da çoğunda;
masaya oturduğunuzda, hemen zeytinyağı ve
karabiber getiriyorlar. Ekmeğinizi,
karabiber ekilmiş zeytinyağına keyfe
bandırıp yiyebilirsiniz, muhteşem bir
lezzet.
Kahvaltıda, yemeklerde, meze olarak hep
zeytinyağı kullanılıyor. Zeytinyağı:
evlerde, manastırlarda, küçük değirmenlerde,
büyük, modern fabrikalarda, çok özel organik
çiftliklerde, her zaman her yerde üretiliyor
ve tüketiliyor.
İçkilere gelince. Malum bizim rakı, onların
“uzo”su. Hiçbir fark yok. Gerçi işin
uzmanları, belki aroma farkı
yakalayabilirler, ama büyük olasılıkla, siz
de ikisinin aynı olduğunu düşüneceksiniz.
Yunanlıların bir çeşit daha rakıları var.
Bunun imside: ”tsikoudia”. Bu da, sözüm ona
Girit’e özgü bir rakı çeşidi imiş. Ama: bu
konularda biraz bilgisi olanlar, bunun da
İtalyan’ların mahalli içkisi “grappasına”
benzediğini söylüyorlar. Özellikleri mi?
Tatsız, saf etil alkol içiyormuş gibi bir
tat alıyorsunuz. Boğazınızı yakıyor.
Sertliği yüzünden, küçük bardaklarda ikram
ediliyor. Bildiğiniz gibi uzun rakı
bardaklarında değil.
Burada yani Girit’te: içki olarak denemenizi
önereceğim başlıca içki ise: sakız likörü.
Bu hafif tatlı liköre bayılacaksınız. Hatta:
hediyelik veya daha sonra kullanmak üzere,
satın da alabilirsiniz.
DİĞER:
Evet, Girit: Akdeniz’in ortasında: sarışın
ve genelde yeşil gözlü insanların yaşadığı
bir ada.
Ege denizinin bu en büyük adasının: uzunluğu
250 km. ve genişliği ise 54 km. dir. En dar
yeri: 13 km. olan adanın kuzeybatı ucu:
Mora’dan 110 km. kuzeydoğu ucu, Anadolu’dan
200 km. güney ucu ise Bingazi’den 325 km.
uzaklıktadır.
İlk yabani zeytin ağacının, MÖ.60 bin
yıllarında bu bölgede yetiştiği, ilk
sistematik zeytinciliğin ise, neolitik
çağda, yine bu bölgede yapıldığı biliniyor.
Buranın en büyük özelliklerinden biri de:
her Giritli de olmasa bile çoğu Giritlide
silah bulunmasıdır. Bazen: kızlarına ters
bakan insanlara silah çekecek kadar silah
meraklısı olduklarını duydum.
Girit’te trafik çok düzenli değil.
Türkiye’yi aratmıyor. Tabelaları yetersiz ve
özensiz. Araba kiralarsanız; trafikte biraz
zorluk yaşayacağınız kesin.
Tavernalar, bizim Türkiye’de adlandırdığınız
tavernalardan değil. Onlar, genel olarak
restoranlara taverna diyorlar. Kapısında
taverna yazan her yerde: canlı müzik,
sirtaki, tabak kırma gibi bildiğiniz veya
hayal ettiğiniz taverna öğelerine rastlamak
mümkün değil.
GİRİT İNSANI:
Girit insanı çok sıcak. Yolda kime bir şey
sorsanız, size yardımcı olmaya çalışır.
Neredeyse, herkes İngilizce biliyor. Turist
olduğunuzu anladıklarında, ilk soru “nereden
geliyorsunuz?” Türkiye’den yanıtını alınca,
herkes yüzünde gülücüklerle karşılık
veriyor. (Çok çok nadir, surat asan da
görebilirsiniz) Tıpkı bizim ülkede, Girit
kökenli kişiler olduğu gibi, Girit’te de,
Anadolu kökenli birçok kişi var. Mübadele
sırasında, Ayvalıktan birçok kişi Girit’e
gitmek zorunda kalmış. Ama, bugün bunların
çocukları ve torunlarına rastlıyorsunuz.
NE SATIN ALINIR:
Minos uygarlığına ait figürler, zeytinyağı
sabunları, çeşitli otlar en çok satılan
hediyelik eşyalar. Rakı bardakları da
yaygın, tercihinize göre ilginç gelirse
alabilirsiniz. Hani, burada malum zeytin çok
yoğun. Ama özellikle “delice” zeytinleri
var, adaya özgü. Buradan hediyelik
götürecekseniz, mutlaka o zeytinden
götürmenizi öneririm.
GEZİLECEK YERLERİ:
HERAKLİON (KANDİYE);
Girit’in başkentidir. En kalabalık, en
merkezi şehridir. Buraya: Türkler “Kandiye”
demişler. Pek çok turistin, Girit’e ilk
adımını attığı yer. Burada: 400 yıllık
Venedik hakimiyetinden geriye çok şey
kalmış.
Ada gezinizde, burayı merkez tutmalısınız.
Burası: eski görünümlü bir kent. Evlerin
hemen hepsi eskimiş. Yollar bakımsız. Sahil
kesimi yıkık dökük binaların işgalinde.
Romalılar döneminde önemli bir liman,
Venedikliler döneminde ise Ege’nin ticaret
merkezi olan “Heraklion”: bugün tüm önemini
yitirmiş, kalabalık,gürültülü, tozlu ve
cazibesi azalmış bir kent görünümünde.
Kıyıda: görkemli Venedik kalesinin hakim
olduğu liman, görüntüyü biraz olsun
düzeltiyor.
Denize doğru uzanan limanın sonunda,
Cenevizlilerden kalma bir kale var. Buraya:
kules (kule) adını veriyorlar. Şehir oldukça
hareketli. Trafik çok düzensiz. Bize oldukça
tanıdık gelen: yol çalışmaları, kazılar,
tozlu yollar, korna sesleri.
Kent merkezinde, en sık rastlayacağınız
objelerden biri de: çeşmeler. Girit’te
egemenlik kuran çeşitli ulusların hepsi, bir
sürü çeşme yaptırmış. Roma çeşmeleri,
Osmanlı çeşmeleri. Çoğu: Venedik duvarları
üzerine oyularak yaptırılmış. Kandiye’nin en
bilinen yeri: Aslanlı çeşmenin olduğu
meydan. Lion Square meydanı. Bu meydanda
bulunan çeşme: yapımından yıllar geçse de,
günümüzde hala akıyor. İsmi: Morosini
çeşmesi. 1628 yılında yapılmış.
Meydanın diğer bir özelliği de: yine tanıdık
isimlerin bulunması. “İzmir kebap” Evet:
tanıdık isim, bildik tatlar. Kebapları
mutlaka deneyin, çünkü gerçekten Girit’te aç
kalmak, yemek beğenmemek mümkün değil.
Kentin en hareketli diğer bir meydanı:
Venizelou Meydanı. Bu meydanın kuzeyinde
liman, güneyinde ise alışveriş pazarları,
batısında “Hanya kapısı” var.
Çarşısı: size çok tanıdık gelecek. Biraz
“Mahmutpaşa”, biraz “Mısır çarşısı”.
Sokakları temiz ama kıta Avrupa’sının pırıl
pırıl sokakları yok.
HERAKLİON ARKEOLOJİ MÜZESİ: Müze: 4 katlı ve
20 odalı. Her katında, farklı dönemlere ait
eserler sergileniyor. Müzeyi gezmek için:
2-3 saat zaman ayırmanız gerek. Zengin
koleksiyonu ile gezilmeye değer
yerlerdendir. Özellikle: Helenistik
heykeller, müzenin en ilgi çekici parçaları.
Burada: Girit’in zengin tarihinde yer alan
pek çok eseri bir arada görmeniz mümkün.
Pişmiş topraktan yapılmış heykelcikler ise,
ziyaretçileri Girit’in en eski antik
çağlarına götürüyor. Ayrıca: ünlü Minos
uygarlığına ait pek çok eseri bir arada
görmeniz mümkün.
Müzenin en ilginç parçası: “Phaistos Diski”.
Phaistos bölgesinde yapılan kazılarda
bulunan, yaklaşık 3500-4000 yaşındaki diskin
özelliği, üzerindeki dilin hala çözülememiş
olması. Bundan daha da ilginci: diskin
üzerindeki yazıların elle çizilerek değil,
Çin’de baskı tekniğinin bulunmasından 2500
yıl öncesinde, kile baskı tekniğiyle
yapılmış olması. Phaistos diskinin
çözülemeyen bu gizemleri, kimilerinin bu
diskin uzaylılar tarafından yapıldığını bile
ileri sürmesine kadar varmış.
GİRİT TARİH MÜZESİ: Küçük ama etkileyici bir
müzedir. Modern, doyurucu ve iz bırakan bir
düzenlemesi var. 1953 yılında, Girit Tarihi
Araştırmaları Derneği tarafından kurulmuş.
Müzenin birinci katında: tarihi süreci takip
ederken, İngilizce’ye çevrilmiş, savaş
dökümanları, size günümüz yanlı haberleri
anımsatacak. Yüzyıllarca, Osmanlı
hakimiyetinde yaşamış olmalarını, adeta yok
sayıyorlar. Kayıtlara göre, adada
gerçekleşen çatışmalarda ( her nasılsa)
örneğin 2800 Hıristiyana karşılık, 36.000
Türk ölmüş görünüyor. Bunun dışında;
Osmanlılar, ada yaşamında neler yapmışlar,
neler bırakmışlar, hiçbir bilgi yok.
Yalnızca, müzenin dördüncü katında, küçücük
bir camekan içinde ”ve adadaki diğer
azınlıklar” diyerek, birkaç parça resim ve
birkaç parça bilgi var. Ancak, pek de önemli
değil.
Evet müzenin ikinci katı: Dünyanın en
sevilen Yunan yazarı (“Zorba” adlı romanın
yazarı) Kazancakis; Girit-Heraklion doğumlu.
Odasının orjinali, notları, çantası,
fotoğrafları, başka dillere çevrilen
kitapları ve kitapların çeviri baskıları,
kişisel hatıraları, dünya basınında çıkan
haberler; imrendirici bir yorumla sunulmuş
ziyaretçilere. Grafik tasarımlar, videowall
tasarımlar, slayt oyunları, orijinal
parçalar, film gösterileri. Müzede
Kazancakis’in yaşamına tanık olmak yalnızca
büyük yazara ve şehrine bir kez daha hayran
olmakla bırakmıyor kişiyi. Bu arada: bu ünlü
yazarın, şehir merkezindeki meydanda, bir de
anıtını görebilirsiniz.
VENEDİK SURLARI VE LİMANDAKİ KALE; Görülmeye
değer Venedik izlerindendir. Kale: şehrin
önemli yapılarından biri. Havaalanı ya da
limandan şehir merkezine doğru ilerlerken,
hemen kendini gösteren kale, kenti boydan
boya çevreleyen Venedik duvarlarının, denize
uzanan ucunda yükseliyor. Hemen karşısındaki
kıyıda ise, cephanelikler duruyor.
Zamanında:saldırılara karşı kent buradan
korunuyormuş.
AZİZ MİNAS KATEDRALİ: Aziz Minas:
Mısırlıdır. 1941 yılında, Girit’te İraklion
şehrinin; Almanlar tarafından
bombalanmasından kurtulmasında aktif rol
oynamıştır. 1942 yılında Almanların Kuzey
Afrika’dan kovulmasında da aktif faaliyet
göstermiştir. Bu büyük mucizevi faaliyetleri
yüzünden, Mısır’ın koruyucu azizi olmuş.
Kriti İraklio’nun koruyucusu ve Kıbrıs’ta da
sıtma doktoru oldu. Yapmış olduğu bu büyük
işleri için, Hıristiyanların kendisine
besledikleri sevgiden dolayı, onun adına
birçok yerde manastırlar ve kiliseler
yaptırılmış. Bunun sonucunda, evrensel saygı
duyulan bir sima haline gelmiş. Evet, burada
da, onun adına yaptırılmış bir kilise var.
Kentin önemli kiliseleri arasında.
AGİOS TİTUS KİLİSESİ: Osmanlılar döneminde
cami olarak kullanılmış. Bizans döneminde
962 yılında yapılan ve Venedikliler
tarafından onarılan bina, 1925 yılında bir
kez daha yenilenmiş. Şu an Ortodoks kilisesi
olarak hizmet vermeye devam ediyor.
DİKTE MAĞARASI: Kandiye’nin 50 km. kadar
doğusunda bulunuyor. Efsaneye göre: Zeus,
Girit’te bu mağarada büyüdü. Annesi Rheia,
onu çocuklarından biri tarafından tahttan
indirileceğine inanan kocası Kronos’tan
burada sakladı.
Biraz daha ayrıntıya girmek gerekirse:
Rheia; aslına bakarsanız, bize pek yabancı
değil. Kybele. Aslen: Anadolu’lu bir
tanrıça, hem de ana tanrıça. Kybele; Rhea
olarak Girit’i ziyaret eder. Yalnızlığı
dolayısıyla: güneş ve buhardan, sevgili
olarak Kronos’u yaratır. Analık duygusunu ve
özleyişini doyurmak üzere, Dikte
Mağarasında, bir güneş oğlu doğurur. Kronos
ise, çocukları kıskandığı için onları
öldürmektedir. Kybele; bu işe çok öfkelenir.
Kronos’un sol elini ister ve beş parmağını
keserek, Daktil’ler, yani beş parmak
tanrılarını yaratır. Kybele; altıncı olarak
doğurduğu tanrıya: “Zagreus” adını verir.
Muhteşem güzel bir mağara. Anlatmak değil,
görmeniz gerek, mutlaka gidin. |